Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

La La Laaa…

Blogumu silmiyorum… Ama artık burda yazmayacağım.

WordPress çok cici bir yer lâkin yasaklanmasından sonra bi rahatsızlık verdi bana…

 

Yine, yeni, yeniden, eeen yeni adresimde…

Yazmaya devam!…

Hayalet Gemi..

Ben küçüktüm, küçücüktüm… :)

Bizim Atatürk Parkı, o zamanlar güzeldi yine.. Şimdi daha güzel, o ayrı. Neyse, biz parka gezintiye çıkmıştık şehir dışından gelen misafirlerle. Ablam, ben ve diğer çocukları korkutmak için misafirlere denizin ortasındaki eski, hatta harabe olmasına karşın heybetli duran gemiyi göstererek “Bu gemide geceleri hayaletler dolaşıyormuş. Hatta çıkıp geziyorlarmış…” türünden bir hikâye anlatmıştı.

Parka yakın olan evimize vardığımızda hemen bir yere saklanmıştım. Gece olunca ise değil uyumak, gözlerimi bile kapatamadım. Üstüne, kavurucu yaz sıcağında kafama kadar üstümü örttüm.

Berbat bir geceydi… Ağlaya ağlaya uyumuştum.

Ne küçükmüşüm. Çok mu küçükmüşüm?

Çocukluğumun hayalet gemisi… Arada aklıma gelir de kendi kendime gülerim.

 

Türkiye, Türkiye, Türkiye!

 

 

OLMAZ DENEN ŞEY OLDU!

Eleniriz diyenler haksız çıkarıldı…

Son ana kadar gol atacağımız umudu taşıdım ve yine son yarım saatini izledim maçın. Harikaydı! Golü yediğimizde umudum biraz kırıldı ama Semih ile COŞTUK!…

Bekle Almanya, TÜRKİYE GELİYOR!…

Çok mutluyum…

Bizi başarıya götüren teknik falan değil, son dakika gollerinin ortak tek bir yönü var: İnanç ve Azim!

Tüylerim diken diken oldu maçı izlerken… Keşke her olaya, her duruma bir Euro 2008′e hazırlanır gibi, maçımız oynanıyor gibi yaklaşsak milletçe. Tek yürek olabilsek maçlar dışında da.

 

SENİ SEVİYORUM TÜRKİYEM!…

Migrenli… Aha!

Bir hafta içinde iki kere…

İlki dehşet derecede beni hayattan kopardı. Şiddetli dense bile şiddeti tarif edilemez bir baş ağrısı, beyin zonklaması… Bir de üstüne şiddetli mide bulantısı… Başıma kaç kere darbe indirdim, bilmiyorum. O an beni öldüreceklerini söyleseler, düşünmeden tamam derdim.

Son birkaç aydır yediğim ikinci serum ve vurulduğum iğne, derken geçmişti ne güzel. Kurtulduğumu zannederken daha bir hafta geçmeden üzerinden yine yakaladı o sinir bozucu ağrı. Dün akşamı nasıl geçirdiğimi anlatamam bile. Zor sabrettim ama daha hafifti, en azından sabahleyin doktora gitme kararı almıştım. Açıkçası hâlâ soru işareti var kafamda, beynimle ilgili bi’ sorun mudur diye?

Neyse, doktor hanımcım teşhisi koydu: Migren… Bunun yanında kafa resmim :P (tomografi) çekildi. Sonuçları p.tesiye imiiiş.

Hiç aklıma gelmemişti bu ihtimal. O nedenle yabancıydım migren denen -illet diyeceğem- “illet”e. Allah beterinden saklasın ama dakikalarca, saatlerce ve hatta kimilerinde, günlerce sürme ihtimali olan bi ağrıymış. İnternette biraz araştırma yaptım, doktora gittiğimde yine bilgi edinecem.

Neymiş bu MİGREN? Basit bişiymiş gibi dillere pelesenk olmuş her başı ağrıyan “migrenim tuttu” diyor ama hiç de öyle değil…

- Başınızın özellikle bir tarafında ağrı toplanıyorsa,

- Fiziksel aktivite ile ağrı artıyorsa, mesela ben yürüdüğüm zaman ağrım şiddetleniyor ve dayanılmaz bir ağrı alıyor, hatta bi süre sonra konuşamaz oluyorum, katlanılmaz dereceye ulaşabiliyor,

- Mide bulantısı varsa, ki süre geçtikçe kusma da görülebilir, (ben zehirlendiğimi düşünmüştüm)

- Ses, ışık ve hatta koku duyarlılığı oluşuyorsa, (ışık duyarlılığı sık görülüyor, gözünüzü ışıkta açamaz hale gelebilirsiniz)

Migren riski yüksek demektir. Hemen bir nöroloğa görünün…

Migren, modern hastalıklar arasında yer alıyor. Özellikle kadınlarda daha çok görülüyor.Görülme oranı:

  • Kadınlarda %21.8
  • Erkeklerde %10.9‘dur.
  • Bu oran ortalama %16.4‘tür.

Migreni Tetikleyen Faktörler

Yiyecekler:
Eski peynir, çerez, çikolata, yoğurt, soğan, incir, karaciğer, kafeinli yiyecekler, monosodyum glutamat (MSG), tütsülenmiş (füme) ya da salamura balık/et, koruyucu madde olarak nitrat/nitrit eklenmiş gıdalar (sosisli sandviç, sucuk, salam)

İçecekler:
Kahve, çay, kafeinli meşrubatlar, diyet soda, alkollü içkiler (özelikle kırmızı şarap, bira, viski)

Katkı maddeleri:
Sodyum nitrit (sosisli sandviç, işlenmiş etler), monosodyum glutamat (MSG) (Çin yemekleri ve birçok restoran yemekleri), aspartam (sakızlar, diyet içecekler, et, süt, yumurta ve birçok protein içeren besinde aspartam vardır), tiramin (eski peynir, kırmızı şarap, bakla, salamura edilmiş veya işlenmiş yiyecekler), fenolik flavonoidler (elma, kabuksuz meyvalar, üzüm)

İlaçlar:
Antibiyotikler (tetrasiklin, griseofulvin), antihipertansifler (nifedipin, kaptopril), hormonlar (oral kontraseptifler, östrojenler), histamin-2 blokerleri (simetidin, ranitidin), vazodilatörler (nitrogliserin, izosorbid dinitrat)

Duyusal ve Duygusal Uyaranlar:
Titreşen/parlak/fluoresan ışıklar, parlak gün ışığı, kokular (parfüm, kimyasal maddeler, sigara), endişe, aşırı üzülmek veya aşırı sevinmek, depresyon, aşırı heyecan, stresten veya baskıdan kurtulma

Yaşam Tarzı Değişiklikleri:
Zaman farkı, çok fazla ya da az uyumak, aç kalmak, kafeinsiz kalmak, aşırı egzersiz yapma, fiziksel veya zihinsel yorgunluk, öne eğilmek (örn. bahçe işleri yaparken), ağırlık kaldırmak veya zorlanmak, rutin yaşam biçiminde değişiklik (örn. vardiya çalışması veya tatiller), çok fazla veya çok az uyku, alerji, cinsel yönden uyarılma, sigara.

Diğerleri:
Adet dönemi, hava/mevsim/barometrik basınç değişiklikleri, deniz seviyesinden çok yukarıda bulunmak

 

 
 
 
 
 
 

Gamze’m!…

Bugün ben öyle dalmış, dünyanın bir köşesine saklamış gibi kendimi, durup dururken sahiden de. Geldin de uyandırdın, silkeledin ya beni…

Seni çok seviyorum! Çok bile demek utandırıyor artık beni.

Tüm gaflet uykularımın eşiğinde ve sonunda sen var(d/s)ın. Seni seviyorum.

Hayattan bezmek üzere bir sözleşme yapıyorken kendimle, aniden gelip kırıyorsun elimdeki kalemi. “Heeey, kendine gel!” diye yapacaklarımı hatırlatıyorsun sessizce. Söz yok, öyle bir bakıyorsun ki zaten, anlıyorum.

Anlıyorum bana ne zaman kızdığını… Ne zaman bana, benim gibi, sarılmak istediğini… Ne demek üzere olduğunu.

Seni çok seviyorum…

İlki aslında şöyle-böyle geçmiş kocamaan 5 yıl.

Tümm melankolilerimizi, sevinçlerimizi, gözyaşlarımızı, saçmalamalarımızı, eeen özel sırlarımızı yükledik birbirimize…

Sana güveniyorum.

Bi de seni kıskanıyoruuuum. :) )) Sevgilin olmasın yaa, olmaz mııı?

Ama mutlu olmanı çok, çok, çooook istiyorum! Niye, ben sana “evlencem ben artık” dediğimde nasıl deliye dönmüştün? ehe! Öyle bişi işte benimki de…

Can dostum, gülücüğü ismiyle müsemma Gamze’m!… Ablan kurban olsun seni vereneee! :D :P

 

Eski Gönderiler »